Yeniden Merhaba Dünya!

0
Like
Like Love Haha Wow Sad Angry

Yıllar önce, beş yıl önce, 7 Kasım 2008’de “merhaba dünya” diyerek bu blog açıldı. Kimileri bilir, ilk ismi “Yobiil” idi. Yorum, bilgi ve ilgi kelimelerinin ilk hecelerinin bir araya gelmesiyle ortaya kendime göre yaratıcı isim çıkarmıştım. Kendi adımla yazmak, blog tutmak özgür yazmamı engeller düşüncesiyle farklı bir isim kullanmayı tercih etmiştim. Ancak isim akılda kalıcı değildi ve biraz da zorlamaydı. Radyo programına çıkıp ismi birkaç kez tekrar etmek gerektiğinde artık değişmesi gerektiğine emin olmuştum. Değiştirdim, pek de üzerinde düşünmeden OnurSendere.com ile yola devam etmeyi seçtim.

Yıllar geçmiş. Tam beş yıl! Yaşlanıyorum. Doğum günlerini sevmiyorum. Zira doğum günü daha çok “yaş” günü olarak anılıyor bende. Neyse.

Buraları çok ihmal ettim. Bu blogu adeta bir kenara bıraktım. Hiç hak etmemişti üstelik. Pişmanım!

Yeri geldi içimi parçalayan kimi anları bir hikayeye dönüştürüp bu blog üzerinde paylaştım. Yeri geldi, kendimde yazdığım kısa hikayeyi yine bu blog üzerinde yayınladım. Hatta güzel bir dergiye de basılarak tamamen ölümsüzleştiler.

Kimi yazılar yeni insanlarla tanışmamı sağladı. Birçoğu ile buradaki tanışmamızı gerçek hayata da taşıdık. Flört değil, yanlış anlaşılmasın.

Buradaki yazılarımın etkisiyle birçok “içerik üretimi” işine girerken pek zorlanmadım. Sosyalmedya.co ve Tamindir bunlardan ikisi. Zira iş görüşmemde “zaten bloguna da baktık, güzel yazıyorsun” cümlelerini duyduğumu hatırladım.

Geçmiş yazılarıma bakıyorum bazen. Şimdi şiddetle karşı çıktığım ve hatta itici olmayı göze alarak dikkat çektiğim Türkçe hatalarını meğer ne çok yapmışım. Üstelik çocuk da değildim o zamanlar. Üniversitedeydim.

Anlaşılan hangi yaşta olursa olsun öğreniyor insan. Ve yeni şeyler öğrenerek yaşı ilerledikçe de unutuyor! Yaşam işte, bunda bile bir denge var.

Ne zaman bu blogu yeniden canlandırmak istesem kendimi yeni temalar ararken buldum. Zira metnin kendisi kadar metnin sunumu da önemli diye düşünüyorum. Genel olarak fikrim değişmedi ancak düşündüğüm zaman benim için önemli olanın bu blogun rengi olmadığını, önemli olanın içindekiler olduğunu fark ettim. Dolayısıyla yapmam gereken yalnızca “+ Yeni” seçeneğine tıklamak, kulaklığı takmak, odanın ışığını biraz loşlaştırmak ve hemen her gün yaptığım gibi klavyenin tuşlarına basmaktı. Ne kadar ilginç. Her gün ortalama 2 binin üzerinde kelime yazıp kendi bloguma hiçbir şey yazmıyordum!

Burayı o kadar ihmâl ettim ki, geçtiğimiz 7 Kasım’da beş yaşına girecek blogumun doğum gününü bile unuttum! Olsun, önemli olan gelecek!

Artık ihmâl etmek yok. Artık yazmak var!

Bu yazı yazılırken şu şarkılar dinlendi:

Bunları da okumak isteyebilirsin Diğer içerikler

Bu konuda söyleyecek bir şeylerin olmalı

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.