Rahmi Vidinlioğlu – “Aşkı ve Acı, İhanet ve Kehanet” / Kitap İncelemesi

3
Like
Like Love Haha Wow Sad Angry

Rahmi Bey’in gönderdiği ikinci kitap olan “Aşk ve Acı, İhanet ve Kehanet”i okuyalı 2 haftadan fazla bir zaman geçmesine rağmen, incelememi yeni yazabiliyorum. Neyse ki kitabı okurken tuttuğum notlar işimi bir hayli kolaylaştıracak.

Kitap, Zerdüştlük inancı merkezli efsanevî bir hikâyeyle başlıyor. Hikâyedeki her kahramanların ve olaylarının taşıdıkları simgeler, kitabın genel yapısı ve hatlarını da bize sunuyor.


Yazar, bizi masalsı ve şairane bir anlatımla Sedat ve Pınar’ın aşkına götürüyor. Bu dünyadan beklediklerini alamamış iki insan onlar ve onları bir araya getiren de bu. Fakat Sedat ve Pınar ne iş yaparlar, nerede yaşarlar, geçmişleri nasıldır gibi sorulara alabildiğimiz bir yanıt yok. Lakin geçmiş sadece aşktan ve acılardan ibaretse evet, Pınar’ın ve Sedat’ın geçmişlerini de çok iyi biliyoruz. Pınar ve Sedat bir yerlerde yaşıyorlar, meşgul oldukları birer uğraşıları var, nereden geldiğini bilmediğimiz gelirleri de var ki aç değiller. Bu cümleleri çok rahatlıkla söyleyebilmekle birlikte “ama nasıl?” sorusunun karşılığı neredeyse tamamen koca bir sıfır. Bu bilinmezlik, Pınar ve Sedat’ın birbirlerini göremeyişi konusundaki yazarın çabasını da baltalıyor. Sedat ve Pınar bir şekilde görüşemiyorlar ancak neden görüşemiyorlar ve nasıl oluyor da bir süre sonra görüşebiliyorlar bilmiyoruz.

Kitabın anlatımında bir roman için fazla denecek kadar şiire özgü unsurlar var. Yazarın ilk kitabı için söylediğim “divan edebiyatından kesinlikle başarılı” olur şeklindeki cümlemi burada da rahatlıkla kurabilirim. Ancak bu bir romansa bakış açımız da ona göre olmalı. Anlatım bazen o kadar şiire özgü ki tevriye sanatına da rastlayabiliyoruz:

“Kaçıyorum, tozu dumana* katarak yürüyorum her gece hayallerimin üzerine ve devam mecburiyeti olan bir dersmiş gibi artık intihar!”

*Toz ve dumanın buradaki diğer anlamı eroin ve esrar.

Bazen şiirde her kıtayı aynı cümle ile başlatma özelliğini, burada da bazı arka arkaya gelen paragrafların ilk cümlelerinin aynı olması şeklinde görebiliyoruz.

Dikkatimi çeken bir diğer unsur da, kitapta sonu gelmez virgül kullanımı, bazı cümlelerin koyu yazılması ve bazı kelimelerin büyük yazılması. Anlatılanlar, kurulan cümleler mükemmel olabilir (ki mükemmel güzellikte birçok cümle var) ancak bunları “bak bu cümleler öyle yabana atılır şeyler değil ha” der gibi sunmak oldukça itici bir durum oluşturuyor. Bu konuda okuyucu rahat bırakılmalı. Zaten okuyucu o cümleyi kendine yakın hissetmesi halinde koparıp alacaktır.

Karakterlere gelecek olursak, yazının başında da dediğim gibi bir boşluğa temel atmış şekilde yaşamları var. Sedat karakteri, “Şizofreni Yalnız Oynanmaz”daki Cenk gibi adeta “acınası bir şair” kişiliğine sahip.

Kitapta karakterlere dair dikkatimi çeken en bariz durum, Sedat gibi Pınar ve Çiğdem’in de şairane üsluplara sahip olmaları. Mesela Pınar, “Bırakmayacağım seni. And olsun, Venüs’ün yüzüme cömertçe sürdüğü güzellik saçan incecik parmaklarına! Bırakmayacağım seni! Bırakırsam kezzap olsun duru gözyaşların ve coşkun bir nehir gibi aksın yanaklarımda!” gibi cümleler kuruyor. Çiğdem’de aynı şekilde “Hiç anlaşılamadım ben! Yıllar geçtim, ellerim yağmur, dudaklarım kapkara çamur! Kim öpsem ağır yaralıydı, kimse sarılsam ince mağrur! Yollar geçtim yolarken saçlarımı yollarıma döşenmiş mayın korkusu! Kime inansam ölü bulundu, kime âşık olsam adı nüfus kayıtlarında yoktu!”  şeklinde cümleler sarf ediyor.

Yazarın ikinci kitabı olması haliyle beklentim büyüktü “Aşk ve Acı, İhanet ve Kehanet”ten.  Ancak umduğumu bulamadım ve istemesem de bu kadar olumsuz bir inceleme yazmak zorunda kaldım. Şöyle bir durum var ki, yazar da bana katılıyor ve “Acemice yazılmış bir romandaki zavallı kahramanlar olarak kalalım!” diyor.

Her ne kadar teknik özellikler bakımından böyle bir kitap olsa da, içerdiği çok kaliteli ve etkileyici cümleler de mevcut. Onların da bir kısmını paylaşmak istiyorum.

Arının içtiği suyun tadını nasıl anlatırsın ki içtiği her damla suyu zehre çeviren yılana?!

Hiç kimsenin ona sunmaya bile cesaret edemeyeceği büyük bir aşk sunmuş olmama rağmen susamış dudaklarına, gayri meşru bir cenin cesedi gibi koydu ihaneti avuçlarıma.”

Masumiyetini görünce bakışlarında, dudaklarım Araf’tı çünkü;  korkak dokunuşlarınsa Sidret-ül Münteha! Dokundum, secdeye kapanıp af dileyen günahkâr deliler gibi, dokundum çilek kokan dudaklarına! Ve topu topu iki kısa anda değişiverdi dünya!

Bunları da okumak isteyebilirsin Diğer içerikler

3 Yorum

  1. yusuf diyor ki

    hani bir yer vardır ya hep gittiğin, fakat hiç gidemidiğin..nekadar uzakta ama yakında o kadar. yazılarını bir zamanlar çok yakından takip ettiğim bir yazar, rahmi vidinli oğlu.. fakat büyüdükçe yıllara sığmayan ömrüm, büyüyor bir o kadarda zamansızlığım. yinede vakit buldukça okumaktan oklanırken bile bakışlarım ve avucuma sığmadığı halde elimden düşüremediğim cümleler mezarlığı olan kitapları(şizofreni yalnız oynanmaz.. ihanet ve kehanet) çook begenerek okuyorum.. teşekürler rahmi vidinli oğlu…

  2. eren diyor ki

    ihanetttt seven affeder ama kesinlikle affetmeyin bi defa aldatan hep aldatırrrrr…..

  3. Semanur diyor ki

    ya çok güzel bi kitap gerçekten 2 gün içerisinde bitirdim muhteşemdi:D !!

Bu konuda söyleyecek bir şeylerin olmalı

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.