Onur Şendere'nin bilgi ve ilgi alanlarına yönelik blogu.

Okudum: Çavdar Tarlasında Çocuklar – J. D. Salinger

0

Çavdar Tarlasında Çocuklar, Jerome David Salinger tarafından yazılmış ilk ve tek roman. Orijinal adı ise The Catcher in the Rye. Kitabın Gönülçelen ismiyle basılmış bir başka hali daha var.

J. D. SalingerHemen şu bilgiyi vermeliyim ki bu kitap yılda ortalama 250 bin adet satmayı sürdürüyor ve bunu başarıyor. Bu büyük başarının ortaya çıkmasında kitap kadar yazarının yaşamı ve dış dünya ile ilişkisi de etkili. Zira yazar, The New Yorker gibi başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm dünya tarafından saygı gören bir dergide yayınlanan birçok yazının, öykünün sahibi olmasına ve bu romanın getirdiği büyük bir üne rağmen ilgiden kaçan bir yaşam sürdü. Öyle ki, iddiaya göre basılması düşünülen ve yayınevi tarafından ikna edilen Hapworth 16, 1924 isimli bir öykü kitabının ilgiyle beklenmesi Salinger’ın bu baskıdan vazgeçmesine bile neden olmuş. İşte böyle bir yazar J. D. Salinger…

Kitaba gelecek olursak. Kimilerine göre büyük bir başyapıt, kimilerine göre ise tam bir balon. Ya bana göre?

golden caulfield cavdar tarlasinda cocuklarHer şeyden önce kitabın dünya genelinde uyandırdığı yoğun ilgiye karşın naçizane değerlendirmeme göre sıradan bir kitap. Evet, sürükleyici olması, romanın kahramanı Holden Caulfield’ın gözünden hayatın nasıl göründüğünü çok iyi aktarması ve mizahla karışık hayata karşı net saptamaları ile oldukça başarılı. Bununla birlikte konu, karakter ve ifade gücü ile büyülemiyor.

İçerdiği bazı ifadeler dilimize “lanet” ve “kahrolası” şeklinde dilimize çevrilmiş olsa da Amerika Birleşik Devletlerinde bir süre yasaklananlar arasına girmesine dahi neden olacak argo ve küfürlü ifadeler içeren kitabın buna rağmen lise ve üniversite öğrencileri tarafından rahatlıkla okunabileceğini söyleyebilirim.

Blog Yazarı mısın? Bu kitabı mutlaka oku!

Özellikle blog yazarlarının bu kitabı okumalarını öneriyorum. Zira hemen her biri birinci tekil şahıs gözüyle kişisel konuları ele alan blog yazarlarının Salinger’ın üslubundan kapacakları çok şey var. Bununla beraber kitaptaki bölümlerin her birini ayrı bir blog yazısı olarak düşünecek olursak ve Salinger günümüzde bir blog yazarı olsaydı kesinlikle yüz binlerce takipçisi olan bir blog yazarı olacağı varsayımına varabiliriz diye düşünüyorum.

Kitabın baş karakteri olan Holden Caulfield‘ın ölen erkek kardeşi Allie ve yaşayan kız kardeşi Phoebe ile düşünceleri, yaşamı ve onların davranışlarından vardığı düşünceler ile beni en çok etkileyen nokta oldu.

Son olarak, bana göre bu kitap “Otomatik Portakal” kitabının hafif sürümüdür.

Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabından yaptığım alıntılar

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.”

“… atom bombasını keşfettiklerine çok memnunum bir bakıma. Yeni bir savaş olursa, gider bombanın tepesine otururum. Bunun için gönüllü giderim, yemin ediyorum.”

Kardeşi Allie’nin mezarını ziyaretinde söylediği bu cümleleri beni oldukça etkiledi.

“Her şeyden önce, onu o çılgın mezarlıkta görmekten hiç hoşlanmıyorum. Ölmüş heriflerle, mezar taşlarıyla filan çevrili bir halde. Hava güneşliyse durum pek de kötü sayılmazdı, ama iki kez –tam iki kez– biz mezarlıktayken yağmur başladı. Korkunçtu. Yağmur yağıyordu çocuğun başındaki mezar taşına, karnının üstündeki çimlere. Her yer sırılsıklam olmuştu. Mezarlığı ziyarete gelen herkes deli gibi arabalarına koşmaya başladı. İşte bunu görünce deliriyordum neredeyse. Bütün ziyaretçiler arabalarına atlayıp, radyolarını açabilirler, yemeğe bir yerlere gidebilirlerdi; Allie dışındaki herkes. Buna dayanamamıştım.”

“Vay canına, herif nasıl da moralimi bozdu! Kötü bir herif olduğunu söylemek istemiyorum; değildi. Ama, birinin moralini bozmak için ille de kötü bir herif olmak gerekmez ki; iyi bir herif olup, yine de moral bozucu olabilirsin.”

Yine ölen kardeş Allie Caulfield için söylenen bir ifade…

“Öldü, biliyorum! Bilmediğimi mi sanıyorsun? Ama, onu yine de sevebilirim, değil mi? Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?”

“Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.”

“… atın üstünden düşecek diye ödüm kopuyordu, ama bir şey söylemedim, bir şey yapmadım. Çocuklar altın yüzüğü yakalamak istiyorlarsa, bırakın yakalasınlar, bir şey söylemeyeceksiniz. Düşerlerse düşsünler. Onlara bir şey demeniz bundan daha kötüdür.”

İyi okumalar…

Bu konuda söyleyecek bir şeylerin olmalı

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.