İnsan, İnsanı Nasıl Çalıştırmalı?

0

İş hayatına dair bir şeyler yazmayalı epey olmuştu diyerek yazıya klasik bir giriş yapmak fena olmazdı ancak sanıyorum daha önce iş hayatına dair herhangi bir yazı yazmadığım için böyle bir cümle de kuramıyorum. 🙂 Neredeyse her yetişkini ilgilendiren iş hayatı, en az özel hayat kadar önemli. Zira hem geçirilen zaman hem de etki – tepki gücü ile yaşamlara da doğrudan yansıyor.

Dünyadaki güzel şeylerin kötü şeylere göre çok daha seyrek olması maalesef iş hayatındaki başarılı ve mutlu iş ortamlarının seyrekliğine de yansıyor. Burada demek istediğim sadece yaşadığım deneyimler değil, daha çok gözlemlerim sonucunda ortaya çıkan düşünceler. İsterseniz bunun sağlamasını kolayca yapabilirsiniz. Çalıştığınız iş yerinde sanki kötü bir ortam varmış gibi herhangi bir arkadaşınıza biraz dert yanmaya başlayın, “aman canım her yer öyle” şeklinde bir cümle duyacaksınız. Ve evet, haklı.

Kötü Patronlar ve Yöneticiler Mutsuz Çalışma Ortamlarına Neden Oluyor

Bireysel olarak kendisini iyi yetiştirememiş, özel hayatında kaliteli bir manevi ortama sahip olamamış kişiler, iş yaşamlarında da genellikle mutlu olamadıkları gibi diğer çalışanların da mutlu olmasını zorlaştırabiliyorlar. Bu zorlaştıma, genellikle de dedikodu, kıskançlık, işten kaytarma, başkasını ezerek veya kötü görünmesine zemin hazırlayarak öne çıkma, samimiyetsizlik, kibirli davranışlar ve daha pek çok şekilde kendisini gösterebiliyor. Oysa özellikle de hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir iş yerinde en az iş kadar çalışma ortamı da önemli.

Yapılan araştırmalar, çalışanları mutlu olan bir iş yerinde verimliliğin en az %12 ve çok uç örneklerde %250 oranında artabildiğini gösteriyor. Verimliliğin bu şekilde artabilmesinin ve hatta 2.5 katına kadar çıkabilmesinin altında yatan en büyük neden ise insanın sosyal bir canlı olması.

Gereğinden Fazla ve Verimsiz Çalışıyoruz

Maalesef ki işletmelerin çoğu, çalışanlarının sosyal bir canlı olduğunu göremediği gibi göz ardı etmeyi de kolayca tercih ediyor. Ne olursa olsun o 8 saati (ki en az) robot gibi kendisine verilen işi yaparak geçirmesi bekleniyor. Tabii ki o 8 saat boyunca iş yapılmıyor ya da hakkıyla yapılamıyor. Bu konuda gördüğüm en güncel araştırmalardan birinde OECD Ülkeleri arasında yapılmış ve Türkiyedeki çalışanların kötü durumunu ortaya koymuş.

Görüldüğü üzere Türkiyede çalışanların %43’ü haftada 50 saat ve üzeri çalışıyor. Aslında çalışmak zorunda bırakılıyor demek daha doğru olur. Bilindiği üzere haftalık çalışma süresi en fazla 45 saat olmalı. Eğer bu sürenin üzerinde bir mesai gerçekleştiriliyorsa da işveren, çalışanına ek ücret ödemeli. Özel sektörde fazla mesai sanırım ancak şehir efsanesi. 🙂 Hoş, tamindir.com‘da çalışırken yeni iPhone modellerinin tanıtımlarını Google Hangout sistemiyle ve ABD saatine göre (bizde gece oluyor) canlı yayın yaparak ülkemizdeki takipçilerimize aktarmaya çalışıyorduk ve bunun için de adı konmamış olsa da maddi olarak ödüllendiriliyorduk. Emin olun söz konusu canlı yayın için tarafımıza verilen ek ücretten daha çok o yayını yaptığımız için duyduğumuz içten teşekkür çok daha anlamlı ve önemli oluyordu. En azından benim için.

Hedef, Hep Birlikte Başarma Hissi Olmalı

Sevgili patronlar ve yöneticiler… Sizinle birlikte mesai harcayan ve konumu ne olursa olsun her çalışanın sosyal bir canlı olduğunu unutmayın. O kişinin maaşını zamanında ödemeniz ve yerine getirmeniz gereken diğer resmi gereksinimleri karşılamaz bir lüks değil. Zaten bunu yapmak zorundasınız. Fark yaratmak, mutlu ve şirketine bağlı çalışanlara sahip olmak, tüm bunların yanı sıra hep birlikte başarma hissini yaşamak istiyorsanız çalışma ortamınızı, iletişiminizi ve ödüllendirmenizi iyileştirmeniz yeterli.

Çalışanlarını mutlu etmek isteyen ve bunun karşılığını olabildiğince iyi bir şekilde veren tüm patronlara ve emekçilere sevgiler!

Katkı Konuyla ilgili 1 Konuyla ilgili 2 Konuyla ilgili 3

Bunları da okumak isteyebilirsin Diğer içerikler

Bu konuda söyleyecek bir şeylerin olmalı

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.