Onur Şendere'nin bilgi ve ilgi alanlarına yönelik blogu.

Askerliğim Üzerine

2

Bugün itibariyle resmî olarak faal olarak askerlikle ilişkim kalmadı. 343. kısa dönem tertibi ve hiç izin kullanmadığım için 17 Mayıs’ta gerçekleşen çıkışımın ardından 12 günlük izin süresi doldu ve vatanî görevin bu kısmı bitti. Ne mutlu bana, aileme ve sevdiklerime…

Efendim bu görevi Kayseri 1. Komando Tugayı ve Bolu 2. KomandoTugay’ında kısa dönem yerine getirmiş olsak da elimden geleni yaptığım ve TSK’nın bendenize verdiği görevi sorunsuz bir şekilde yerine getirdiğim için mutluyum. Allah 345. kısa dönem ve sonrasındaki gelecek torunlara; tüm uzun dönem kardeşlerime sabır versin, onların yardımcısı olsun. Zira özelikle de uzun dönem askerlik yapmak gerçekten zor iş. Umarım bu konuda güzel gelişmeler olur ve devletimizin iç ve dış tehlikelerine karşı zafiyet oluşturmayacak şekilde düzenlemeler yapılır.

Topçu Çvş. Onur Şendere
Aslında bu yazıda askerliğin ilk günlerine dair günü gününe paylaşımlarda ve tavsiyelerde bulunacaktım ancak bunun doğru olmayabileceğini düşündüm. Bu nedenle bende derin izler bırakın bazı şeylerden bahsetmekle yetineceğim.

Askere gidiş…

Yaşınız, mevkiiniz ve diğer tüm özellikleriniz ne olursa olsun, askere gidiş için söylenebilecek tek kelime var bence: “Garip.” Yola çıkma saatinin yaklaşmasıyla birlikte artan bir oranda sevdiklerinizin gözlerinizin içine daha çok bakmaları ile başlar bu. Ve onların size el sallamalarıyla doruk noktasına ulaşır. Tüm bunlar gerçekleşirken, ortamda yükselen dua ve ilahi sesleri, boynunuzdaki kırmızı yemeni ile kendinizi kurbanlık olarak hissedersiniz. Ben aynen böyle hissettim.

Annenin sizi uğurlarken üzerinize sürdüğü son bakışları ise tarif bile edilemez. Adama koyar!

Yol…

Başınıza neler geleceğinden, sizi bekleyen daraltıcı ve özlem dolu günlerden – gecelerden bihaber öyle camdan dışarıyı izlersiniz. Otobüsle gidiyorsanız, sizden sonraki şehirlerde kafileye eklenen askerlerin uğurlanışlarıyla birlikte hep kendi ayrılığınızı hissedersiniz. Yine koyar!

Birliğe teslim oluş…

Teslim olacağınız acemi birliğinin sınırlarından içeriye ayak bastığınız ilk andan itibaren “nereye geldim ben?!” durumuna geçer beden ve zihin.

İlk gece…

Günün üzerinizde bıraktığı sersemlik size gösterilen yataktaki yastığa başınızı koyduğunuz anda da sürmektedir. Aynı durum o anda, onlarcası hemen yanı başınızda olmak üzere binlerce kişide görülebilir.

İlk gün…

Herkes yerini alır, oyun başlar. Kaderde ne varsa o yaşanır, siz sadece figüran olursunuz. Bunu da hemen her gün hissedersiniz.

Beni en çok etkileyen olaylardan biri şu oldu: İlk haftanın içindeydik. Eğitime ara verilmiş ve kantine gitmek üzere farklı bir yolu kullanmıştık. Bu sırada kışlanın sınırlarını belirleyen tel örgülere de yaklaşmıştık. Bu sırada tellerin üstünde sabit bir şekilde ve belli aralıklarla yerleştirilen bir levha dikkatimi çekti. Üzerinde hiçbir yazı yoktu. Ne olabilirdi? Hemen aşağıdaki levhaydı.

Ankara’da öğrenciyken, Dikimevi Metro İstasyonu ile Abidinpaşa’daki evimin arasında yer alan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın önünden geçer ve hemen her gün o levhayı görürdüm. Ama dışarıdan! Şimdi levhanın bana bakan kısmında hiçbir şey yazmıyor ve diğer kısmından bakanlara birçok mesaj veriyor olduğu halde neden bana daha manidar ve duygu uyandırıcı geliyor?! Çünkü artık o tellerin içindesin!

Son bir not: Sayılı gün çabuk geçermiş. Evet, ama saymazsan! 😉

2 Yorum
  1. yeşim diyor ki

    Geçmiş olsun:)

  2. […] olarak dileyen okurlar “Askerliğim Üzerine” isimli yazımı […]

Bu konuda söyleyecek bir şeylerin olmalı

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.