Hırçın Sevgilim – “My Sassy Girl”

Kategori Kültür

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki birçok günlük yazarı arkadaşım izlediği filmlerle ilgili yazılar yazıyorlar. “Hadi ben de yazayım” amacıyla yazmıyorum, bu günlük olayı falan yokken bile izlediğim filmin hemen ardından, saat kaç olursa olsun Word’ü açıp birşeyler dökmüşümdür. Belki bu açıklama bazı okurlarıma saçma gelecek ama günümüz günlük yazarlığında olması gereken şeylerden biri de izlenilen filmlerden bahsetmek gerektiği düşüncesi. Neyse…

Vize sınavlarına plansız bir şekilde çalışmanın getirdiği zamansız ve aykırı bir seçim gibi görünen film izleme eylemini gerçekleştirmek gurur duyuyorum :) Uzun zamandır arşivimde gözüme takılan bir film vardı: “My Sassy Girl”. Şu anda tam olarak hatırlamadığım sebeplerden bu filmi izlemeyi hep ertelemiştim. Ancak daha fazla haksızlık etmek istemedim ve filmi izledim.

Sevimli bir şekilde başlayan filmde tüm kurgu birinci ağızdan anlatılıyordu. Bu anlatımın getirdiği içtenlik ve sempatiyle bir anda filme adapte olmuş bir şekilde buluyorsunuz kendinizi. Öyle ki saatin çok geç olmasına ve uykusuzluktan gözlerimin ağrımasına hatta o sabah 06:30 da kalkacak olmama rağmen (ki kalktım) hiç sıkılmadan, “hadi kapatayım artık” demeden filmi izledim. Romantik – Komedi türünden olan filmdeki zaman zaman hissedilen dram, gerçekten etkileyiciydi. “Hikayenin” başından beri saçma, alkolik, sempatik ve çekici bir karakteri sergileyen Jordan RoarkElisha Cuthbert) ile konuşmayı kafasına koyan Charlie Bellow (Jesse Bradford) metroda, Jordan’ın hayatını kurtararak bunu gerçekleştirecek ilk adımı atıyor.Ve o çok beğendiğim cümleleri kuruyor…


“Çok şanslı bir insansanız, bir gün karşınıza öyle biri çıkar ki, kendinizi yeni doğmuş gibi hisseder, tüm geçmişinizi bir anda unutverirsiniz”…

Felsefe yapmayı seven oda arkadaşının devamlı “hayatı yaşa” telkinini gerçekleştirmeye başladığını düşünen Charlie, zaman zaman da ben n’apıyorum, hayatım altüst oluyor gibi serzenişlerde de bulunur. Ancak Jordan’ın sıradışılığını getirdiği en büyük şey olan aşk O’nu da etkisi altına almıştır. Ne güzel :) Tüm bu aşık olma süreci filmde çok sevimli anlatıldığından,  yakın 2 arkadaşınızın arasında geçen gerçek bir aşka tanıklık ettiğiniz hissini veriyor size. Tabii biz de onların hep mutlu olmalarını isteriz ama birden çiftimiz ayrılıyor. Tabii sıradışı bir şekilde. 1 sene sonra açılmak üzere birbirlerine mektup yazıyorlar ve Central Part’taki bir ağacın kovuğuna onları saklıyorlar. Ancak 1 sene sonra jordan, bu ilişki için yeterince değişmediğini düşünerek Park’a gelmiyor. Ve Charlie mektubu okuyarak filmin başından itibaren “ne yapıyor bu deli kız” izlenimi veren Jordan’ın neden böyle davrandığını öğreniyor.


Filmin kırılma noktası olan bu kurgu ile ilgili fazla konuşmak istemiyorum zira izlemeyen varsa filmden hiçbir tat alamaz. Hoş baya birşey de anlattım ya :)

İki farklı kader anlayışına sahip kahramanlarımızın ikisine de ters gelmeyecek bir şekilde sonlanan film, gerçek aşk ve garip kaderin altını çiziyor. Bu filmi izlemeye karar verdiyseniz ve bir ilişkiniz varsa mutlaka birlikte izlemenizi öneririm. Ve son olarak diyebiliriz ki :


” Kader, sevdiğin insanla arana tesadüflerle kurduğun köprü gibidir.

Not: Film aslında Güney Kore’de yaşanmış gerçek bir hikayeyi anlatıyor zira filmin Güney Kore yapımı olan  ilk örneğinin daha güzel ve içten olduğu söyleniyor. Orijinal filmin adı “ Yeopgijeogin Geunyeo